Kariyerinizin rotasını değiştirirken başarılı olmak için yapmanız gerekenler…
Bugünlerde bir işte tutanabilmek gittikçe zorlaşıyor. Verilere göre genç bir profesyonel ilk 5 yılında ortalama 3 kez iş değiştiriyor.
Gerçeği söylemek gerekirse işler arasında gereken uzmanlık arasından fazla bir fark yok. O yüzden bir profesyonel iş değişiminden sonra çabuk bir şekilde yeni işine adapte olabilir. İlk işinize girdikten sonra başka bir işe başlamak buna kıyasla daha kolaydır. Üniversite dereceniz size sadece mülakat şansı sağlar gerisi size kalmış. Yeni bir işe adım atmak istiyorsanız ve bu konuda hiçbir fikriniz olmamasına rağmen kendinizi tecrübeli ve konuya hâkim gibi göstermenin birkaç yolu var. Başarılı bir iş değişiminde bilmeniz gerekenleri aşağıda sıraladık.
Referanslarınızı düzenleyin
Kariyerinizde değişime karar verdiyseniz referanslarınıza yönelmek istediğiniz sektörle ilgili insanları koymalısınız. Çoğu zaman çalışmak istediğimiz sektörde çalışan arkadaşlarımız ve tanıdıklarımız olduğunu görürüz, onları aradıklarında bizi tavsiye etmelerini umalım. O sektörden olan referanslarınız girmek istediğiniz sektör ile ilgili ve bilgili olduğunuzu gösterecektir. Bu referanslar son işinizde girmek istediğiniz sektörden olan bir müşteriniz de olabilir. Yeterince referansınız olduğunu düşünüp kaygılanmadan önce size referans ve olası patronunuz arasındaki görüşmenin nasıl olduğunu anlatalım. Genelde 5 dakika sürer ve olası patronunuz güvenilir ve dürüst birisi olup olmadığınızı öğrenmek ister; çalıştığınız her işin tüm detaylarını değil. Çoğu referans aramaları karakter ile ilgilidir kariyer ile değil. Alanınızdaki detaylı çalışmalarınızı değil de karakteriniz ve iş deneyiminizi bilen birini referans yazmanız da uygundur.
Serbest bir iş bulun
Tam mesaili bir çalışan olmamış olasnız bile önemli iş tecrübeleri edinebilirsiniz. Serbest işler ve proje işleri yeni kariyeriniz için iyi bir tecrübe ve cv nize artı bir değer demektir. Serbest işleri bulmak eğer karşılığında para istemiyorsanız kolaydır, istiyorsanız biraz daha zordur. Kariyerinizi düzene sokmak ve biraz tecrübe edinmek için bir süre ücretsiz çalışmak akıllıca olabilir. Seçeceğiniz iş size mülakatlarda anlatacak tecrübeler kazandıracak işler olsun. Web tasarımcısı olmak istiyorsanız büyük ve bilinen bir projede çalışmak mülakatta anlattığınızda karşı tarafta bir imge uyandıracağından sizin için faydalı olacaktır.
Kariyer değişikliği yapmanın en kötü tarafı beklentilerinizi değiştirmektir. Michael Jordan bile beysbola geçmeye karar verip White Sox için oynadığında “Air Jordan” değildi. Bu işte ilk işinizde yaptığınızdan daha çabuk tırmanacaksınızdır basamakları ancak işinizin hakkını vermeden olmaz. Kendinizi yeni baştan kanıtlamanız gerekecek, müşterilere, iş arkadaşlarınıza ve tabiiki müdürlerinize. İyi bir geçmiş iyi bir geleceğin garantisi değildir.
Tamamen farklı bir kariyere adım atsanız bile birçok işin aynı uzmanlıkları gerektirdiğini unutmayın. Sonuçta 1800′lerde çiftçi olmaya çalışan bir nalbant değilsiniz. Birçok iş sektörü ne olursa olsun bir kaç uzmanlık gerektirir; satış, iletişim ve zaman yönetimi. Bu alanlarda başarılı iseniz neredeyse her sektörde başarılı olabilirsiniz. Mümkün olan her anda uzmanlıklarınızı kullanmaya çalışın. Mesela satıştan muhasebeye geçtiyseniz satışta yeneteklerinizi gösterebileceğiniz fırsatları kollayın. Eski işinizden elde ettikleriniz sizi yeni işinizde iyi yerlere taşıyacaktır.
Başarılı bir kariyer değişimi için önemli 3 kısım vardır. İlki cvnizi bir mülakat hakkı alabilmek ve işe ilk adımı atabilmek için kullanamak, bundan sonra eski işinizde öğrendiğiniz uzmanlıklar sayesinde yeni işinizde kendinizi göstermek. Son kısım ise sadece daha çok sorumluluk alarak adım adım ilerlemek. İmkansız değil sadece kendinize inanmalı ve ilk adımı atmalısınız.
Categories:
kariyer Tags:
kariyer
Facebook’tan ve sosyal ağlardaki özel bilgilerden ve zararlarından bahsediyor. Peki donumuza kadar bilgi toplayan kariyer siteleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Algıda seçicilik kuralının işlemediği yer yoktur. Garip iddialarla birlikte saldırılan yapılanmalar, hiç gündemde yokken en önemli gündem maddesi oluverirken, yıllardır süre giden oluşumlara dokunmak ne kelime, kendilerinden şüphe eden bile çıkmaz. Yönlendirilmiş veya koşullandırılmış algı süzgeçleri mi diyelim, yoksa etrafı çok iyi denetim altında tutabilen ve gündemi değiştiren güç odakları mı diyelim, bilmiyoruz ama, ağaçları saymaktan ormanı göremediğimiz de oluyor.
Sosyal Ağlar Çok mu Güvensiz?
Sosyal ağlar için etrafta gezinen "bilgileri gizli servislerle paylaşıyorlar" veya "falanca sizi bu şekilde takip ediyor" iddialarından sıkılmayan yoktur. Teknik olarak, evet mümkün. Diğer taraftan kullanıcı sözleşmelerinde bu bilgilerin ya üçüncü şahıslarla paylaşılmayacağı, ya da daha basitçe reklam göstermek için kullanılabileceği yazar.
Önemli bir nokta var ki, bu tür ağlardaki veri tabanları üçüncü şahıslara, hatta sitelerin kendi yöneticilerine bile kapalı durumdayken yargı denetimine açık durumda. Yani, yargı organları bir karar çıkartarak bu bilgilere kanunun gerektirdiği ölçülerde çatır çatır ulaşabiliyor. Bunu engelleyemezsiniz.
Sonuçta her türlü verinin denetimi yapılıyor ve bu bilgiler, adli makamlarca gerekli görülürse, inceleniyor. Bunun haricinde, firmaların belki gizli servislere de bu verileri açmış olması olası. tabii bu işin gizli kısmı, dolayısıyla bu iddiaya doğru veya yanlış demek saçma. Çünkü olsa bile söylenmeyecek birşey. Yoksa gizli servislerin de sıfatları alenî servis olurdu.
Peki Kariyer Siteleri?
Burada amacım polemik yaratmak değil. Sadece bugüne kadar pek gündeme gelmeyen bir noktayı dürtmek istiyorum. Üç beş tane kıytırık bilgi girdiğimiz; hatta istemezsek girmediğimiz sosyal ağlar bu kadar komplo teorisine kurban giderken, yerine göre daha önce geçirdiğimiz ciddi rahatsızlıkları bile isteyerek yazdığımız (bir anlamda yazmak zorunda olduğumuz) kariyer siteleri hakkında pek fazla konuşulmaması ilginç bir durumdur.
Dış mihraklar konularına gönderme yaparak sosyal ağlarla ilgili konuşurken ağzını açıp gözünü yuman gazeteciler, aralarında yurt dışında markalaşıp ülkemize gelen veya ülkemizde yabancı ortaklarla varlığını sürdüren kariyer odaklı internet sitelerini de barındıran bu oluşumlara karşı kaç defa ağzını açmıştır?
Derdim kesinlikle bu sitelerin varlıkları, işleyişleri veya bende uyandırdıkları şüphe değil. Sayısal bilgi güvenliği konusunda endişeleneceğiniz en büyük sorunu Facebook değildir; maksadım onu söylemek.
KARİYER planlaması ve yönetiminin işletmeler ve çalışanlar için önem kazandığı günümüzde Mesleki Rehberlik ve Kariyer Danışmanlığı-İş Kulübü, MEKDAM Projesi’ne 2004 yılında başlandı. İlk Kariyer Merkezi de Ankara Sanayi Odası (ASO) bünyesinde kuruldu
15 milyon işsiziyle bunalan Türkiye “niteliksiz, kariyersiz” insan kaynıyor. İşi var ama özelliği yok. En kötüsü bu insanların birçoğunun kendisini “geliştirme” yani “yükselme” niyeti ve hırsı yok. Bu da verimi ve kaliteyi düşürürken maliyeti artırıyor. Uluslararası rekabeti baltalıyor.
ASO geçtiğimiz aylarda “İşletmelerde Kariyer Eğitimi” verdi. ASO üyesi 113 işletmeden 300 kişi haftada ikişer günlük eğitime alındı. Temel kitap ve yayınlarla da bu eğitim takviye edildi. ASO Başkanı ve TOBB Başkanvekili Zafer Çağlayan “Doğru İşe Doğru Eleman” sloganıyla, “İşletmelerde Kariyer Planlaması El Kitabı” adını taşıyan bir yayını da kamuoyuna sundu. Okumayı çok seven bir millet değiliz ama özellikle kariyer edinmek isteyen gençler için ilginç bir kitap. Ama asıl hedefin “kariyer planlama” ile işletmelere kariyer planlaması alışkanlığını kazandırmak olduğunu söyleyebiliriz.
Kariyer planlamasının “birey açısından” önemi “Tek mesleğe bağlı kalmamak için ay ışığı modeli ile kariyer geçişleri eğitimi, birden fazla yeteneğin geliştirilmesi, yetenek erozyonunun önlenmesi ve yaşam boyu öğrenme alışkanlığı” ile izah ediliyor.
Kişisel değerlendirmede “Ben kimim?” başlığı ile iyi bir kariyer için “planlama kararı” verildiği andaki “farklı yönlerin tesbiti” ile planlama için birinci başlıkta cevabı aranan sorular:
- Kariyer ilgileriniz, kişisel yaşam tarzınız,
- Meslek değerleriniz,
- Karar verme tarzınız,
- Transfer edebileceğiniz becerileriniz,
- Motivasyonunuz, zekânız, becerileriniz.
Adım Adım Kariyer Planı’nında “keşfetme” başlığı ile “Ne tür seçenekleriniz var” isimli ikinci sorunun ana hatları da şöyle:
- Meslekler,
- Roller,
- Endüstri dalları veya sektörler,
- Firmaların bulunduğu yerleşim alanları,
- Mal ve hizmet üretimi.
“Kariyer ve Meslek Kararı” isimli üçüncü başlıkta ise “hangi meslek benim için uygun?” sorusuna, cevaptan önce, “değerlerinizi, ilgilerinizi, becerilerinizi, yetkinliklerinizi, motivasyonunuzu ve seçenekleri gözünene alarak spesifik olarak meslek kararınızı belirlemeye çalışın” öğüdü yapılıyor. Sonra da şu sorulara sağlıklı cevap isteniyor:
- Değerlerinizle uyumlu,
- İlgilerinize denk düşen,
- Kişisel yaşantı tarzınızla tutarlı,
- Transfer edilebilir becerilerinizi kullanabileceğiniz tatmin edici bir meslek.
Kariyer Eylem Planı’nın “Neler Yapmam Gerekir?” başlıklı dördüncü ve son bölümünde ise şu öğütlere yer veriliyor:
- Kariyer planınızı kâğıda dökmeye çalışın,
- Mümkün olduğu kadar gerçekçi olun,
- Kariyer hedefinizi belirleyin,
- Sizin için en iyi kariyer hedefini tesbit edin,
- Amacınıza ulaşmak için takip edeceğiniz yolu belirleyin,
- Her aşamayı gerçekleştirmek için tarihler belirleyin,
- Her aşamada kimlerin planlarınıza dahil olması gerektiğini ve ihtiyaçlarınızı tesbit edin.
Kariyer yaşamındaki dönemler ise yaş kategorisine göre; Keşfetme: (0-25) Çocukluk, ergenlik, ilk yetişkinlik. Kariyerin Kurulması Devresi: (26-35) İş arama ve bulma, işe başlama ve uyum, yerleşme ve ilerleme. Kariyer Ortası Devresi (36-55) ve Kariyer Sonu Devresi (56-75) olarak dörde ayrılıyor. Örgütsel Kariyer Basamakları da “giriş, sosyalleşme, ilerleme, sürdürme, çekilme” olarak beş noktada toplanıyor.
Artık sadece diploma yetmiyor. Çok iyi yetişmek de gerekiyor. Gençlerin işi eskisinden daha zor ve hayat kavgası daha çetin. Çünkü iyi bir meslek ve kariyer sahibi olmak aslanın ağzından midesine inmiş durumda.
İş hayatında bir kariyer sahibi mi olmak istiyorsunuz ? Kim istemez ki diye cevaplar çoğunluktadır tabiî ki. Yöneten mi yoksa yönetilen mi olmak daha iyidir sizce. Kariyerinizde hangisi önemli yer tutacak?
Üstte sorduğum soruların cevaplarını kendi kendinize bir verin. Yöneticilik kariyeri mi yoksa yönetilen kariyeri mi olmak istediğiniz çok önemli bir sorudur. Ben bu yazımda size iyi bir yönetici olmak nasıldır, edindiğim gördüğüm bilgilere göre aktarmaya çalışacağım.
Yöneticiler, yöneteceği insanları baştan sona kadar iyi tanımalıdır. Tanımadan yöneltme olmaz. Vereceği emirleri doğrudan vermelidir çünkü verilen sözlü emirler yazılı emirlere göre daha çok başarı sağlar. Çalışanlarını motive etmelidir. Motivasyon olmadan iyi bir verimlilik olamaz. Belki de yöneticilik de en önemli unsurlardan biridir. Motivasyon kesinlikle yapılmalıdır. İletişimi çok iyi olmalıdır, sözlü ya da yazılı olsun uygulatacağı maddeler anlaşılır derecede olmalıdır. Otokratik mi demokratik mi yönetim yapacağına karar vermelidir.
Yönetim anlayışı olan insanlar kendilerini geliştirerek çıkmak istedikleri en üst noktaya yani yöneticiliğe geçmeden önce bu özellikleri bulundurmalı dikkate almalıdır.
İK alanında büyük yol kat eden Türk iş dünyasının, bu konuda henüz çözüm yolu bulamadığı sorunlar da yok değil. İş dünyasının İK alanında yapılan akademik çalışmalardan haberdar olamaması bu sorunlardan biri şüphesiz. 5-6-7 Kasım tarihlerinde düzenlenecek Ulusal İnsan Yönetimi Kongresi’nde yapılacak ‘İnsan Yönetimi Konusundaki Akademik Çalışmaların Farkında mısınız?’ başlıklı oturum tam da bu konuya parmak basıyor. Oturumun amacı, akademisyenlerin İK konusunda yaptıkları ulusal ve uluslararası çalışmaları profesyonellerle paylaşma imkânı sağlayarak iş dünyasının dikkatinin akademik çalışmalara çekmek.
Oturumun moderatörlüğünü yürütecek Kocaeli Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Aşkın Keser, “Bu oturumla üniversitelerde gerçekleştirilen ve uygulamacıların çoğunlukla haberdar olamadıkları akademik çalışmaları duyurmak istedik. Ayrıca akademik dille yazılan çalışmaların akademisyen olmayan kişilerle paylaşımı ön planda olacak. Yapılan çalışmalara ilişkin bulgular da paylaşılmaya çalışılacak” diyor.
Oturumda iş dünyasını yakından ilgilendiren çarpıcı konular ele alınacak. Bunlardan biri Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayda Uzunçarşılı Soydaş’ın işe alım ve terfi aşamalarında karşımıza sıkça çıkan ‘ayrımcılık’ kavramı üzerine yaptığı çalışma. Soydaş, oturumun yönetim ve İK alanında bilgilerin paylaşılması açısından önemli olduğunu söylüyor:
İZLENİM YÖNETİMİ
“Türkiye’de bugüne kadar üstünde fazla tartışılmamış, ancak ayrımcılık konusunda yeni bir boyut olarak kabul edilen ‘estetik-işgören’ yaratma çabalarını detaylı olarak inceleyeceğiz. Bu bağlamda İK profesyonellerinin işe alım ve terfi aşamalarında bu ayrımcılığı engelleyebilecek politikalara sahip olmaları tavsiye edilecek. Bu konuyu çözmek için bilhassa işletmelerin, ayrımcılığın bu boyutuna inanmaları öncelikli şart.”
Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma Görevlisi Dr. Barış Seçer ise oturumda, işçilerin normal dışı davranışları ya da üretkenlik karşıtı iş davranışlarıyla ilgili kuramsal bilgiler sunacak. Seçer, “Türkiye’de İK yöneticilerinin bu tür davranışlarla sıklıkla karşılaştıklarını ve çözüm üretmekte zorlandıklarını düşünüyorum. Üretkenlik karşıtı iş davranışları, örgüte ve üyelerine zarar vermeye yönelik, saldırganlık ve hırsızlık gibi açık eylemler ile talimatlara kasten uymama veya işi düzgün yapmama gibi pasif eylemleri kapsıyor. Üretkenlik karşıtı iş davranışlarını belirleyen bireysel ve durumsal faktörlerin açıklanması, sorunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacak. Bunun için demografik özellikler, kişilik özellikleri, örgütle ilgili faktörler ayrıntılı olarak ele alınacak. Son olarak bu davranışları önlemek için yapılabileceklere değinilecek” diyor.
Oturumun bir diğer konuşmacısı, Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Gözde Yılmaz, çalışanların ve İK uygulamacılarının sık başvurdukları izlenim yönetimi taktiklerine değinecek.
“Bu taktikler, kendini yüceltmeden yağcılığa, gözdağı vermeden yardım dilemeye kadar uzanan bir dizi davranıştan oluşuyor. Bunlara sözsüz izlenim yönetimi eşlik ediyor” diyen Yılmaz şöyle devam ediyor:
“Bir bütün olarak izlenim yönetimi personel seçimi, performans değerlendirme ve terfi kararları gibi İK kararlarının rasyonelliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bu çerçevede, olumsuzlukların nasıl önüne geçilebileceğine kısaca vurgu yapacağım.”
‘AKADEMİK ÇALIŞMALARI ŞİRKETLER SAHİPLENMİYOR’
İK uygulamacıları ile akademisyenler arasında ortak bir dil oluşamadığının altını çizen Aşkın Keser, bu durumun nedenini iş dünyası ile akademik çevre arasındaki ilişkilerin zayıf olmasına bağlıyor. Akademik çalışmaların uygulamacılar tarafından sahiplenilmediğini söyleyen Keser şöyle devam ediyor:
“Bir araştırma için firmaların kapısını çaldığımızda araştırmaya olumlu cevap aldığımız çok nadir oluyor. Kısaca akademisyenler ile şirketler arasında bu yönde bir iletişim eksikliği olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede PERYÖN gibi derneklerin, iletişim için aracı bir role sahip olduğunu da fark etmiş oluyoruz. Bu tür birliktelikler uygulamacıların ve akademisyenlerin ortak dili paylaşmalarına imkân sağlayacak. Ortak dilin konuşulmaya başlanması yaşanan kısır döngünün de kırılmasını sağlar diye düşünüyorum.”
Yöneticilik hayatta herkesin sahip olmayı arzu ettiği fakat gereklerini genellikle yeterince yerine getiremediği bir mevkidir. Bir kişiye verilen her rütbe, makam veya amirlik; beraberinde taşıması gerçekten çok büyük bir ciddiyet gerektiren sorumluluklar getirir. Yönetici makamının bir orkestra şefi pozisyonunda olduğunu unutmamalı, kemancının çalacağı “do” sesini ancak kendisinin yönlendirmesi ile mükemmel eseri sunabileceği bilincinde olmalıdır.
Yöneticinin de en başta bir insan olduğu hiç bir zaman unutulmamalıdır. Bu yüzden onlardan her zaman mükemmeli beklemeyiniz. Günlük yaşantımızda herkesten birbirine göstermesi beklenilen saygı, sevgi, nezaket ve tevazu gibi erdemler yöneticiler için elzem davranışlardır. Bunlara ilave olarak adil olmak yöneticiliğin olmazsa olmaz gereklerindendir. Adaletli olmayan bir yönetici er veya geç başarısızlıkla beraber yok olmaya mahkûmdur.
Çalışma ortamının güven ve huzurlu olması yöneticilerin elemanlarından daha iyi verim almalarına yardımcı olur. Yönetilen -ruhi durumu- sakin olduğu müddetçe iş verimini daha da artırmak için gayret gösterecektir.
Şahsi olarak zamanımızdaki yönetim sıkıntısı eksikliğinin en önemli nedenini; yöneticinin sağ kolu olan elemanların sayıca eksikliğinde veya yetersizliğinde görüyorum. Bir yöneticinin idaresi altındaki işletmedeki her konuyu en iyi şekilde bilmesi idealde belki gereklidir ama pratikte mümkün olmayıp beklenmemelidir.
Ne olarak adlandırılsa adlandırılsın yöneticinin sağ kolu pozisyonundaki kişi konusunda uzman, medyatik ve gündemde olmayan; olmaktan kaçınan, araştırmacı bir özellikte olmalıdır. Bu kişi aynı zamanda bilgi işlem teknolojilerini çok iyi bilmeli ve kullanmalıdır.
Personel seçiminde yönetici gayet titiz olmalı, dürüst, çalışkan ve güvenilir eleman seçimine dikkat etmelidir.
Yöneticiliğin diğer bazı özelliklerini de şöyle sıralayabiliriz:
Anadilini gramer dahil çok iyi bilmeli
En az bir yabancı dili çok iyi okuyabilmeli, yazabilmeli ve konuşabilmeli
Ruhsal dengesi sağlam olmalı
Herkesle selamlaşmalı, hiç kimseyi görmezlikten gelmemeli
Güvenilir olmalı
Karizmatik olmalı
Şeffaf olmalı
Kendisine gelen mektup ve yazıları aldığını belirten cevabı hemen yazmalı. Bu ciddiyetin en önemli ifadelerindendir
Huzurlu ve dengeli bir aile yaşantısı olmalı
Çocukları sevmeli, gençlere güvenmeli
Karşısındakinin anlattığı konuyu erken anlamış olsa da sözünü bitirmesini beklemeli
Dostlarını yönetici oldum diye unutmamalı
Gülümsemeli ve karşısındakileri de gülümsemeye t
eşvik etmeli
Çevresinde menfaatçi ve yalaka tabir edilen kişileri iyi tanımalı, onlardan karar mekanizmasında uzak durmalı
Bilgi işlem teknolojilerini çok iyi bilmeli, kullanmalı ve kullandırmalı
Turistik değil, bilgi ve gözlem dolu seyahatler yapmalı
Bilmediği konuları öğrenmede inanılmaz derecede azimli olmalı
Kendisini yönetici pozisyonuna layık görenleri utandırmamalı
Yerine getiremeyeceği sözleri vermemeli, verdiği sözü mutlaka yerine getirmeli
Sinirli iken hiç bir karar vermemeli, kararı ertelemeli
Yaptıklarını övmekten ziyade daha ileri başarılar için dayanak noktası olarak görmeli
Tarafsız olmalı
Konuşma ve diyaloglarını hoş fıkra ve anekdotlarla süslemeli
Uzmanı olmadığı konularda dinleyici rolü oynamalı
Gereksiz tartışmalardan kaçınmalı, ikna yolları kapanırsa görüşmeyi başka bir zamana ertelemeli veya güvenilen ortak bir danışmanla fikir alışverişinde bulunmalı
Kızma hakkını karşısındaki kullandıktan hemen sonra kullanmamalı!
Elemanlarına ilgi ve şefkat göstermeli; konuşurken ses tonu
nu yükseltmemeli
Hak ettiği ücreti almalı, aldığı maaşı hak etmeli
Dış görünümüne dikkat etmeli
Takdiri aleni, tenkit ve cezalandırmayı teke tek yapmalı
İşyeri ile ilgili acı gerçekleri amirlerine mutlaka bildirmeli, gizlememeli
Bütün elemanlarını, onları huzursuz etmeden kontrol etmeli, eksiklikleri yönlendirerek gidermeli
İşyerinde beyin fırtınası seansları düzenlemeli, fikirlerine değer verdiği insanlarla karar aşamasında mutlaka fikir alışverişinde bulunmalı
Çoğu şirkette, iş dünyasının kökleşmiş gelenekleri, alışagelmiş uygulamaları gözü kapalı kabul edilir.
Şirketler, kültürlerine kolay uyum sağlayacağına inandıkları insanları işe almayı yeğleyip, çalışanlarını birbirleriyle iyi geçinmeye, kurumsal kuralları öğrenmeye ve emirleri harfi harfine yerine getirmeye teşvik ederler.
Ancak günümüzün dinamik ve rekabetçi dünyasında uzun vadede büyümek ve ayakta kalabilmek için şirketlerin kendilerini uygun yeni yönetim tarzları ve yeni ürünler keşfetmeleri şarttır. Bu da ancak inovasyonun yani yenilikçiliğin şirketlerde bir yaşam biçimi olarak benimsenmesiyle gerçekleşebilir. Yenilikçiliğin bir şirkette yaşam tarzı haline getirilebilmesi için, şirket yönetimine ait kökleşmiş inançların çoğunlukla tersine çevrilmesi gerekir.
İşe yarayan geleneksel fikirler yerine, işe yarayan garip fikirler geliştirin.
Büyük olasılıkla başarıyı olacak işler yapmak ve başarının kesin olacağına önce kendinizi, sonra diğerlerini inandırmak yerine, büyük olasılıkla başarısız olacak işler yapın. Başarının kesin olduğuna önce kendinizi sonra diğerlerini inandırın.
Başarıyı ödüllendirmek, başarısızlığı ve tembelliği cezalandırmak yerine, başarıyı ve başarısızlığı ödüllendirin. Yalnızca tembelliği cezalandırın.
İşe değer veren ve yapılan işi destekleyen kişiler aramak, desteklemek yerine, uzak durmanın, dikkati başka yöne çevirmenin yollarını arayın.
Güvenilir ve pratik şeyler üzerinde düşünüp, bunları gerçekleştirmek için plan yapmak yerine, komik, saçma ve pratik olmayan şeyler üzerinde düşünün. Bunları gerçekleştirmek için plan yapın.
Geçmiş deneyimlerinizi alıp, kopyalamak yerine, geçmiş deneyimlerinizi tamamen unutun.
Özellikle yeni işe alımlarda adayları izlemek için iş mülakatları yapmak yerine,
adayları izlemek için değil, yeni fikirler elde etmek için iş mülakatlarından yararlanın.
Karşı karşıya kaldığınız sorunun esasını hiçbir zaman çözememiş olan insanları görmezden gelmek yerine, karşılaştığınız sorunların aslını çözen insanlara önem verin.
Mutlu insanlar bulup, kavga etmeyeceklerinden emin olmak yerine,
mutlu insanlar bulup, kavga etmelerini sağlayın.
Hızlı öğrenen, kurumu hızlı tanıyacak kimseleri işe almak, sevebileceğiniz ve ihtiyacınız olanlarla çalışmak yerine, yavaş öğrenenleri, kurumu zor tanıyacak olan kimseleri işe alın. Sevmeseniz bile sizi rahat ettirecek kimseleri işe alın. İhtiyacınız olmayan kimseleri işe alın.
Dikkat gösterecek, yöneticilerine ve birlikte çalıştıklarına riayet edecek kimseleri cesaretlendirmek yerine, yöneticilerini ve birlikte çalıştığı kimseleri görmezden gelecek, onlara kafa tutacak insanları destekleyin.
Sıra dışı fikirlerin uygulanmasında ve kullanılmasında beceriklilik etkinliğin göstergesi olduğuna inanmak yerine, yaratıcı şirketler ve ekiplerde çalışmanın verimsiz ve can sıkıcı olduğuna inanın.
Son zamanlarda krizin ülkemizi teğet geçtiği haberlerine, iktidar partisinin hiç bir şey yokmuş gibi davranmasına rağmen Amerika kaynaklı olarak başlayan ekonomik kriz önce Avrupa’yı ve sonra ülkemiz dâhil bütün dünyayı etkilemiş bulunuyor. Amerika’nın sorunlarıyla hızlı bir şekilde yüzleşmesine çözüm üretmeye başlamasına karşın Avrupa hala tedirgin ve doğru dürüst hiçbir şey yapılmıyor. Bununla beraber ihracatımızın ve dış taleplerimizin büyük bir oranının Avrupa’dan geliyor olması Türkiye’nin 2009 yılında da krizi yaşayacağının habercisi.
Daha çok finans sektörünü ilgilendiren bir krizmiş gibi görülse de en azından Türkiye için kriz daha çok reel sektörde etkili. Bütün gazetelerde ve ekonomi dergilerinde krizden nasıl kurtuluruz, neler yapmamız gerekir gibi birçok uzmandan tavsiyeleri, önerileri okuyoruz ancak bütün değerlendirmeler üreticilere, büyük ve orta ölçekli işletmelere yönelik.
İşçi çıkarmayın, verimliliğinizi arttırın, likitte kalın, pazarlamaya önem verin, üretim maliyetlerini düşürün gibi hepsi birbiri ile aynı olan basmakalıp öneriler ve çözüm yolları. Ama asıl sorun kimsenin ilgilenmediği küçük esnafta ve buna bağlı olarak toptancılık sektöründe.
Küçük esnafın ne çıkartabileceği bir işçisi, ne likitte kalabileceği parası ne de verimlilik arttırabileceği bir pozisyonu yok. Aynı şekilde toptancılık sektöründe de pazarlama alanında yapabilecekleri çok sınırlı. Üretici olmayan ve onlarca farklı firmanın ürünlerini satmaya çalışan bir firma ne reklâm yapabiliyor, ne üretim maliyetlerini düşürebiliyor ne de şu sıralar çok duyduğumuz gibi innovasyon yapabiliyor.
Herkesin idealleri arasında yer alır çalıştığı iş yerinde bir üst konuma geçmek ve kendini daha başarılı kılmak bunu yapmak aslında çok güç olmasa gerek sadece bazı kurallardan oluşan bu yapıyı bozmak bizlerin elinde olan bir şeydir.
Yöneticinizle aranızı iyi tutun. Müdürünüz daha iyi bir pozisyona geçmeniz konusunda size yardımcı olabilir veya tersine, hakkınızda olumsuz bir değerlendirme yaparak, bir üst pozisyona geçmenizi engelleyebilir. Aşağıdaki dikkatlice okuyun, başarılı bir geçiş yapabilmeniz için dikkat etmeniz gereken noktalar:
Şirketinizden yetkili bir kişiyle görüşün: Çalıştığınız iş yerine bağlı olarak, başka (daha üst) bir pozisyona geçiş yapmanızla ilgili aşağıdaki yetkili kişilerden biriyle görüşebilirsiniz.
Müdürünüzle görüşün: müdürünüzle aranızda güvene dayalı bir ilişki varsa, ona doğrudan şirket bünyesinde daha iyi bir pozisyonda çalışmak istediğinizi belirtebilir ve bu konudaki görüşlerini alabilirsiniz.
İnsan kaynakları yetkilisiyle görüşün: Özellikle büyük şirketlerin eleman alımı süreciyle ilgilenen ayrı insan kaynakları birimleri vardır. Şirketinizde böyle bir birim var ise, birim yetkilisine başka bir pozisyonda çalışmak istediğinizi söyleyin. Yaptığınız görüşmeyi gizli tutmalarını rica edin.
En büyük patronla görüşün: Şirket içerisinde başka bir pozisyonda çalışmak istediğinizi dile getirin. Bunun için ne tür adımlar atmanız gerektiğini kendisine sorun. Bu görüşmeyi gizli tutmasını rica edin.
İş Fırsatlarını Araştırın
Yeni bir özgeçmiş hazırlayın: Aynı şirket içerisinde iş değiştirecek de olsanız, o iş için başvuruda bulunmanız gerekebilir. O nedenle, başvurunuzu yapmadan önce özgeçmişinizi mutlaka güncelleyin. En önemlisi de halen bulunduğunuz pozisyonda elde ettiğiniz başarıları belirtin.
İş ilanlarını gözden geçirin: Kimi şirketlerde açık pozisyonlarının duyurulduğu bir ilan panosu vardır. Başka şirketlerdeyse açılan pozisyonlar şirket haberlerini içeren haftalık ya da aylık bültenlerde yer alır. Şirketinizin bu tür yayınlarını gözden geçirin.
Diğer bölümlerdeki yetkililerle görüşün: Çalışmak istediğiniz birimi belirlediyseniz, o birimin yöneticisi ile görüşerek isteğinizi ona açıklamanız uygun olacaktır.
İşkolik misiniz yoksa evkolik misiniz? Hayır, ikisini de istemiyorum. Bağımlı olmak çok kötü bir şeydir. Hayatım yoğun bir iş ortamında geçti. İş hayatımda hep elimi taşın altına koydum. Bazı şeyleri görmezden gelemedim. Hep üstünlük kullandım. Tabii ki bir yönetici olarak üstünlük kullanmanın artıları olduğu kadar eksileri de var. Bazen aldığın kararın sonucu iyi oluyor o zaman patron sesini çıkartmıyor. Ama ya bir de aldığın kararın sonucu yanlışsa vay haline. İşte o zaman yaptığın yanlışın bedeli ödetiliyor. Bu bütün iş dünyasında böyledir. Oysaki yanlış yapmayan insan bir şey yapmıyor demektir. Kişisel gelişim ile ilgili çok kitap okuduğum için ve çoğu da yabancı ülkelerin kitapları olduğundan Türkiye’deki bakış açısının dünya trendlerinden ne kadar uzak olduğunu fark edebiliyorum. Ben bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü çok iyi bir iş hayatım oldu.
Çalışma hayatının içinde oluşumuzun birkaç nedeni var;
1- Para kazanmak için
2- Kariyer yapmak için
3- Evde oturmamak için
4- Hobisi işi olduğu için keyif alanlar
Ben bu dört maddeyi sırasıyla yaşadım. Bir dönem şöyle diyordum; “Ben çalışma hayatını o kadar çok seviyorum ki, çok param olsa bile yine çalışırım.” Ama bu çalışma hayatı dediğim bu güne kadar olduğu gibi büyük bir şirketin içinde olmak. İşte bu bağımlılıktı aslında. Yani amaç sadece koruma altında olduğunu hissetmek. Bu da çok yanlış değil tabii. Çünkü birey olarak yaşamanın çok zor olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Büyük bir kurumun içinde olmak insana güven veriyor.
İşten ayrılmak istemememin bir nedeni de ben evde ne yaparım. Yani nasıl vakit geçiririm. Yani korku. Kimden peki? Kendimden. Çünkü kendi kendine yetemeyince geriye sadece ev işi ve komşu gezmeleri kalıyor. Artık evde oturan kadınlar bile bundan şikâyetçiler ve kendilerine bir sürü uğraşlar buldular son yıllarda. İşte hep korkudan çalışmak istermişim meğerse.
Ama öyle bir gün geldi ki amacım sadece o büyük kuruluşun içinde olmak değil yaptığım işi sevmek. Yani kendime aşırı güven duygusu. O işe sahip olmayı sadece üretmek için istemek. Böylece işkoliklik safhasını aşmış bulundum.. Yaptığın işe güvenmek ve sevmek. Yani yukarıdaki 4. maddeyi yaşıyorsunuz. Ben son yıllarda 4. maddeyi doya doya yaşadım.
Yaptığım işten keyif aldım. Çok mutlu oldum. Ama fark ettim ki artık büyük bir kuruluşun içinde olmayı güven duygusundan dolayı istemiyorum. Sadece yapmak istediğimi yapmak için bir zemin olarak görüyorum. Yapmak istediklerimi küçük bir oluşumun içinde de yapabilirim. Ya da tek başıma yaparım bir tek kişiye karşı sorumlu olmak yerine sorumlu olduğum kişi sayısı belki binlerce belki milyonlarca olabilir. İşte şu anda yaptığım iş gibi. Yazı yazıyorum. Yazarken her bir cümleme dikkat ediyorum. Çünkü her yazım için bir sürü mail alıyorum. İnsanları yanlış yönlendirmemek gibi bir sorumluluğum var.
İnanın ki çalışmak daha kolay. Önemli olan evdeyken üretken olmaktır. Çünkü kendini kandırmak çok kolaydır. Şöyle;
Nasıl olsa evdeyim ve ev işlerini yapmak zorundayım başka bir şey yapmak için zamanım da yok. Ben ne yapabilirim ki.” İşte bunu sakın söylemeyin. Hayatımızın en önemli işi nedir biliyor musunuz? Hayatın içindeki duruş biçimimize karar vermek. Yani misyonumuzun ne olduğuna karar vermek. Bu dünyaya neden gönderildiğimizi anlamaktır.
Ben inanıyorum ki bu evrende hiçbir şey tesadüf değil. Bu dünyada bulunuş nedenimi tesadüflere bağlamak istemiyorum. Görevlerimin bilincindeyim.
Siz de sakın ben ne yapabilirim diye düşünmeyin. Önce kendinizi keşfedin sonra keşiflerinizi insanlarla paylaşın. Eğer çalışıp para kazanmak gibi bir göreviniz yoksa evde olmanın nimetlerini kutlanın. Çok şanslı olduğunuzu unutmayın.
Çünkü yapılacak çok şey var…